Adalet Meslek Etiği Ünite 1 Ders Özeti

tarafından
85
Adalet Meslek Etiği Ünite 1 Ders Özeti

HAK İŞ ETİĞİ DERS ÖZETİ

Birim 1: Etiğe Giriş: Kavramlar-Kuramlar

Etik sözcüğünün tam bu muhtelif kullanımlarının yansıra yevmiye dilde çok daha yaygın kullanılan terbiye, ahlaki, nezaketli, arsız ve türevi kelimeler de vardır. Karşımızdakini edebe ters davranmakla kabahatleriz, pek çok tutumu ahlaki bulmayız. Bununla beraber kendimize ve üyeyi olduğumuz topluluğa, erişilmesi gereken birtakım ahlaki niyetleri de belirleriz. Zaman zaman da edebi bir kişilik özelliği sayılır.

Bir Felsefe Dalı Olarak Etik Teorik Us- Pratik Us İnsanı öbür canlılardan ayırt etmek için kullanılan olağan kriter, us sahipliğidir. Sahip olduğu bu özelliği sayesinde insan, öbür hayvanlardan değişik olarak tabiat kanunlarınca tanımlanmış̧ bir canlı olmaktan çıkar. Nitekim insan, hayatı süresince aralıksız eylemde bulunmak zorundadır zirä eylemde bulunmak kaçınılmaz olarak tercih yapmaktır. Somut gidişatta insanın ne cins bir tercih yapacağını tanımlayan ise birtakım bedellerdir. Başka Bir Deyişle tercih yapmak, gerçeğinde değerlendirmektir. Felsefe tarihinde insanın bu asli özellikleri dikkate alınarak iki cins ustan bahsedilmesi genel bir meyil olmuştur. Gözlemleme, karşılaştırma ve ilişkilendirme yetisine teorik us nazari us, teorisel akıl buna karşılık planlama, tasarılama, seçimde bulunma yetisine ise pratik us ameli us, kılgısal akıl denilmiştir. Pratik us, insanın muhakkak bir emeli reelleştirmek için müracaat ettiği vasıtaların üretilmesini ve kullanılmasını sağlayan, cemiyetsel iş bolümü̈ içerisinde imale katılmaya ve birtakım cemiyetsel gereksinimleri karşılamaya müteveccihtir. Burada insanın alet yapma özelliği karşımıza çıkar. Bu aletler, insana etrafındaki nesneleri kendi emeli güzergahında kullanma, hatta dönüştürme imkânı sağlar. Bu özelliği nedeniyle insana homo faber adı verilir ve insanın bu faaliyetine teknik denilir. Pratik usun bu işleyiş şekli ise taşıtsal us olarak adlandırılır. Pratik us aracılığıyla insanın asıllaştırdığı tek eylem cinsï teknik değildir.

Pratik us, taşıtsal akla indirgenemez. Pratik usun, alet yapmanın dışında eylemlerimizi yönlendirebilme kudreti de vardır. İnsanların arasındaki ilişkiler, mutlak taşıtsal terimlerle söylenemez; insanlar karşılıklı alaka ve hürmet istikametinde de eylemde bulunur. Pratik usun sunduğu bu değerlendirme imkânı, insanın, bir yandan hoş-çirkin kategorileri ışığında birtakım eylemlerde bulunmasına yol açar ki sanatın kaynağı işte bu cins eylemlerdir. Öbür yandan da iyi-makûs, doğru-yanlış, adaletli-haksız, haklı-haksız vb. kategoriler aracılığıyla düşünme ve seçimde bulunma anlamına kazanç ki bu da terbiyenin esasını oluşturur. Teorik Felsefe- Pratik Felsefe En yalın ifadeyle felsefe, insanın, içinde yasadığı kâinata, yaratıcısına, kendisine ve cemiyetine dair meblağlı ve akli bir denetleme faaliyetidir. İnsan bu faaliyeti sırasında, varlık, bilgi ve bedel meseleleri hakkında doğru bir bilgi elde etmeyi emeller. Bu anlamda felsefe, teorik ve pratik olmak üzere ikiye parçalayabilir. Teorik felsefede birey, bilgiyi mutlak bilgi için öğrenmek için elde etmeyi korur. Buna karşılık pratik felsefede öğrenme faaliyeti, eylemlerimize müteveccihtir Teorik felsefenin iki alanı ontoloji ve epistemolojidir. Ontoloji, başka bir deyişle varlık felsefesi, varlığı varlık olarak inceler. Felsefenin esas kategorileri “varlık” ve “yokluk ’tur. Epistemoloji, öbür bir ifadeyle bilgi felsefesi ise öğrenme faaliyetinin bizatihi kendisi hakkındaki refleksiyonlardan oluşur. Epistemolojinin iş gördüğü esas kategoriler “doğru” ve “yanlış” tır. Felsefenin üçüncü alanı ise aksiyoloji olarak adlandırılır. Eylem alanı, natürel olarak birliktesi başta öbür şahıslarla olmak üzere şahsın tam bir varlık alanıyla ilişkisi meselesini de gündeme getirir. Bu istikametiyle aksiyoloji de kendi içerisinde ikiye böler. Bunlardan ilki etik adını alırken değişiği estetik terimiyle ifade edilir. Estetik, neticesinde bir mahsulün ortaya çıktığı eylemlerimizin kaliteyi hakkındadır. Esas kategorileri “hoş” ve “çirkindir”. Işısan, varlık özelliği nedeniyle sahip olduğu üretici faaliyette bulunma yetisi aracılığıyla kendisini içinde bulduğu tabiatı dönüştürür. Aksiyoloji’nin öbür bir alt alanı ise etiktir. Tıpkı estetik gibi yeniden insan eylemlerinin kaliteyi üzerine hakikatleştirilen bir felsefi düşünme biçimi olarak etik, “iyi” ve “makûs” kategorileriyle iş görür. Hangi eylemlerin “iyi”, hangilerinin “makûs” olduğunu, bir eylemi iyi veya makûs yapan özelliklerin ne olduğunu, kısaca etiğin, etik ilişkinin tabiatını denetleme emeli taşıdığı söylenebilir. Terbiye- Etik Ayrımı Etik, Daha Önceki Yunanca Ethos’tan kazanç. Ethos’un Latince karşılığı ise “Mos”, çoğulu ise “Mores”tir. Nitekim gerek Almanca “Moral/Moralität” gerekse İngilizce “Moral/Morality”, Mos’tan türer. Hem Ethos, hem de Mos, iki anlamda kullanılır. Türkçe’de kullandığımız terbiye sözcüğü de Arapça “hulk” veya “huluk”un çoğuludur ve seciye, tabiat, mizaç anlamlarına kazanç. Terbiye, çoğunlukla muhakkak bir insan topluluğunun aboneleri arasında geçerli olan veya olması istenen bedel yargılarından müteşekkil bir kaideler manzumesidir. Bununla beraber bazen de tek bir topluluğun veya grubun aboneleri için değil de herkes için bağlayıcı olan, genel anlamda iyi ve doğru kabul edilen birtakım ilke ve kaidelere işaret edecek biçimde kullanılır. Ilk anlamıyla terbiye için “bayramda büyükleri ziyaret etmek”, “topluluk huzurunda yüksek sesle konuşmamak” vb. tutumlar misal verilebilir. İkinci anlamı ise “Palavra söylemek yanlıştır.”, “Verilen sözü ̈ yakalamak gerekir.” ve “Zina yanlıştır.” gibi bir ekip ilke veya kaideleri akla getirir. Nihayet üçüncü bir anlamıyla da terbiye, muhakkak bir insan topluluğuna ait bedel yargılarının da herkes için bağlayıcı olduğu düşünülen bir ekip ilke ve kaidelerin de ötesinde, her türlü ̈ yerleşik edebe ters olabilen, insanın “kıymetini” merkeze alan, her ne pahasına olursa olsun insanın şerefini gururlandıran eylem ve ilişki cinsleri için kullanılır.

 

Terbiyenin bu üç̧ değişik anlamını göz önünde bulundurduğumuzda terbiye ile etiğin arasındaki fark daha iyi anlaşılır. En geniş̧ anlamıyla terbiye, şahsın doğduğu andan itibaren yaşamı süresince kendisini hisset- tiren, hatta dayatan, bireyi sanki çepeçevre saran bir ağ gibidir. Buna rağmen birey, bu ağı oluşturan düşünceleri, inançları, anane ve görenekleri, töreleri, alışkanlıkları denetleyebilir, tenkit etebilir, nihayet suçlayabilir. Bu sürecin neticesinde tam bu emîr, norm ve yasakları ya kendi eylemleri için tanımlayıcı kabul eder ya da yalanlar. Suçlama faaliyetinde, daha esas bir seviyede “Terbiye nedir?”, “İyi ve makûs ne anlama kazanç?” “İyi ve makûsun bedeli nereden kaynaklanır?” gibi sualleri sorarız. Terbiye felsefesinin sual ve meseleleri gerçeğinde ehemmiyetli miktarda yevmiye yaşamımızda karşılaştığımız ahlaki gidişatlara müteveccihtir.

Nitekim felsefe tarihi süresince terbiye üzerine düşünen tam feylesoflar da başlangıçta bu cins gidişatlarla karşı karşıya kalındığında nasıl davranılması gerektiği sualini yanıtlamaya çalışmıştır. Fakat somut bir gidişatta neyin yapılması gerektiği, öbür bir ifadeyle o vaziyet için doğru eylemin hangisi olduğu sualleriyle kanaat etmemiş̧ “Doğru eylem nedir?”, “Birey nasıl doğru eylemde bulunabilir?”, “İyi nedir?”, “Birey nasıl iyi olur?” vb. suallere geçmiştir. Tam bu söylemelerin neticesinde etiğin tüm sual ve meselelerinin esasında “Doğru eylem nedir?” ve “Doğru değerlendirme nasıl olur?” sualleri sorulabilir. Bir ahlaki sualin, etiğin denetleme alanına girebilmesi için felsefileştirilebilmesi, felsefi düşünmenin mevzusu haline getirilmesi gerekir. Kısaca ahlaki meselelerin, mutlak ahlaki kalitesinden dolayı etik meseleler olmadığı, en azından bu cins meselelere dönüştürülmesi gerektiği unutulmamalıdır. Aynı biçimde etiğin mevzusunu oluşturan bir sualin de kendiliğinden ahlaki kalitede olduğu söylenemez. Her ne kadar etik, terbiye üzerine tenkidi bir düşünme faalliği ise de bu aktifliğin bizatihi kendisinin kesinlikle ahlaki olması gerekmez. Bu anlamda etikle uğraşan bir birey, mevzusunu oluşturan edebe muhakkak bir mesafeden bakabilmelidir. Max Scheler; “Asrın başlarında bedel etiği mevzusunda ehemmiyetli bir ad olan Max Scheler’in ahlaki acıdan her zaman gerektiği gibi davranmadığı ve zaman zaman iyi denilen töreleri çiğnediği söylenir. Etik çalışmalarında korunduklarıyla bu tutumlarının paradokslu olup olmadığı sorulduğunda, ‘Gösterdiği güzergahta giden bir rehber tanıyor musunuz?’ cinsinden yanıtlar verdiği öğrenilmektedir” Terbiye Dili: Terbiye- Ahlakilik- Terbiye Felsefesi Etik Kavramları Tarih süresince “Terbiye nedir?” suali çok değişik biçimlerde yanıtlandırılmıştır. Bu sual, birliktesi “Terbiye bir fikir midir yoksa bir müessese mudur?”, “Terbiye bir duygu mudur yoksa bir tavıŗtürü ̈ müdür?” gibi birtakım sualleri de getirir. Ahlaki yargılarda “doğru”, “yanlış”, “iyi”, “makûs”, “-meli, -mülkü”, “-mak zorunda” vb. kelime veya ibareler kullanılır. Bu kelime veya ibareler, bedel bildiren terimlerdir. Demek ki bedel terimlerinin kullanıldığı yargıların ahlaki yargılar olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Neticȩ itibariyle terbiyenin, kendisine bağlayıcılık atfedilen birtakım norm ve bedellerin soyutlaması olduğu ve muhakkak bir topluluğa emîrler “- melisin”, “-mülküsün” veya yasaklar “-memelisin”, “- mamalısın” aracılığıyla ihtarda bulunduğu söylenebilir. Neticȩ itibariyle ahlakilik, zamana ve mekâna göre değişkenlik gösteren tam değişik terbiye cinslerine esas teşkil eder; edebi hukukileştirme, temellendirme vazifeyi görür. Terbiye ile ahlakilik arasında bir karşılıklılık vardır. Bir taraftan terbiye, geçerliliğini, yasallığını ahlakilikten alır. Öbür yandan ahlakilik de terbiye aracılığıyla yaşama geçer; insanların eylemlerini yönlendirir. Pratik usun iki esas çalışma seklini gösteren terbiye ile ahlakilik arasındaki ilişkinin kaliteyi meseleyi ise etiğin mevzusudur.

Etik, bir yandan terbiyenin zaman ve mekâna göre değişen arzlarını denetlemek öbür yandan ahlakiliğin saltlık iddialarını irdelemek suretiyle tenkidi bir konumda yer alır. Etik Kuramları Moderņ Etiğin Kısa Tarihi Çağdaş terbiye felsefesi yaklaşımı ise Hristiyan felsefesinin azami iyi ve Tanrı’nın istemi kavramlarının, insanlara, eylemlerini yönlendirecek pratik bir rehber olma kalitesini kaybetmeye başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Tabiat veya Tanrı tarafından tanımlanmış̧bir iyi kavramı, artık mevzubahisi değilse tutkularımızın bizi doğru yönlendirip yönlendirmediğini nasıl öğrenebiliriz? Rastgele bir ilahi yasa geçerli değilse tutkularımızın bizi yönlendirdiği şeyleri yalanladığımızda bize yol gösterecek olan nedir? Çağdaş terbiye felsefesinin yanıtını vermeye çalıştığı işte bu stil suallerdir. Bu açıdan bakıldığında çağdaş terbiye felsefesinin barbarca şu safhalardan geçtiği söylenebilir: İlk aşama, terbiyenin esasını insan tabiatının dışında bir otoritede bulan ananesel kavrayıştan, edebi insanın kendi tabiatından hareketle söylemeye çalışan kavrayışa geçiştir. Bu kavrayış̧ , terbiye kaidelerini, insanın koyduğu ve kendi kendisine uyguladığı kaideler olarak görür. Mevzubahisi kavrayışın esasında ise insanın otonomluğuna yapılan vurgu vardır. Bu aşama, Montaigne’in Sınamaları ile başlar, İmmanuel Kant, Thomas Reid ve Jeremy Bentham’ın yapıtlarıyla azami noktasına varır. İkinci aşama, yukarıyadaki kavrayışın daha da geliştirildiği ve Thomas Reid, İmmanuel Kant ve Jeremy Bentham’ın yapıtlarının benimsendiği düzeydir. Üçüncü aşama ise günümüz terbiye felsefecilerinin, dikkatlerini, otonom fert görüşüden cemiyetle alakalı terbiye meselelerine, terbiyenin cemiyetle ilişkisine çevirdiği düzeydir.

 

Kavramlar-Kuramlar 3 Meta-Etik Kuramlar G.E. Moore’un 1873-1958 1903 tarihli Principia Ethica adlı yapıtıyla başladığı kabul edilir. Meta-etik kuramları, ananesel terbiye felsefesinin üzerinde durduğu, hangi eylemin iyi ve doğru, hangisinin makûs ve yanlış̧ olduğu gibi suallere değil, doğrunun, iyinin, makûsun ve yanlışın ne demek olduğu gibi suallere yanıt bulmaya çalışır. Gündelik yaşamımızda rastgele bir terbiye yargısı verdiğimizde cemiyetsel bir müessese olan terbiye mevzubahisidir. Hangi eylemlerin iyi, doğru veya mükelleflik kapsadığını, hangi yargıların ve prensiplerin kabul edilmesi gerektiğini tespit etmeye çalışan normatif etik; etik ifadelerin anlamları, ehemmiyetleri ve anlamsal işlevleriyle ilgilenen meta-etik yaklaşımlarıdır. Tabiatlcılık; Tabiatlcı etik, terbiye terimleri ve kavramlarının, insanın öznel şuurundan ayrı olarak var olduğunu kabul etmesi açısından, sergici etik kuramlarıyla aynı noktada birleşir; onlar gibi öğrenişselci kognitivist – objektifçi objektivist bir etik kuramıdır. Tabiatlcı etik kuramına göre, terbiye yargıları da tıpkı öbür bilimsel yargılar gibi bilimsel usullerle, başka bir deyişle deney ve gözlemle denenebilir, doğrulanabilir veya yanlışlanabilir. Neticȩ olarak natürelci etik şu biçimde belirlenebilir:

1.Ahlâksal kavramların, nezaketsel olmayanlara çevrilebileceğini, daha doğrusu deneysel kavramlara geri gidebileceğini

2. nezaketsel temellendirmenin nezaketsel olmayan bir şekilde sürdürülebileceğini, misalin bilimsel söylemelerin edepteki temellendirmeye bir katkısı olacağını,

3. terbiye meselelerini bilimsel usulle ele almanın yararlı olacağını söyleyen ya da doğru sayan görüştür” Sezgicilik Intuitive Ethics; sergicilik, aynı zamanda, bu doğruların insan duygu ve düşüncelerinden, uzlaşımlarından bağımsız olarak var olduğunu iddia etmesiyle öğrenişselci kognitivist – objektifçi objek- tivist etik kuramlarındandır ve etik alanına analitik yaklaşımı sokan ve analitik veya meta-etik yaklaşımın da başlatıcısı kabul edilen G. E. Moore’dur. Moore’a göre o güne kadar terbiye felsefecilerinin, ortaya attıkları edeple alakalı sualleri yanıtlamada zafersiz olmalarının nedeni, “Ne cins eylemleri yerine getirmeliyiz?” suali ile “Ne cins şeyler bizatihi mevcut olmalıdırlar?” sualini birbirine karıştırmalarıdır. Bu suallerin ilki “iyi eylem stilinin ne olduğu”, ikincisi ise “neyin iyi olduğu” suallerine tekabül eder; birincisi nezaketli eylem ve yaşamanın kriterini bulmayı, ikincisi ‘iyi’nin dogmasını ve tasvirini ortaya koymayı emeller.

Neticȩ olarak, Moore’a göre bir bedel olarak ‘iyi’, hazcıların ve faydacıların iddia ettiği gibi, psikolojik veya sosyolojik rastgele bir natürel kaliteyle söylenemez; etik de psikoloji, sosyoloji veya rastgele bir tabiat bilimine indirgenemez, otonom bir araştırma alanıdır. Duyguculuk Emotivism; her etik kuramı gibi, bir biçimde duyguların edeple ilişkisi üzerinde durur. Fakat duyguculuk için ‘duygular’, terbiye alanının merkezinde yer alır ve her biri terbiye yargılarının son tanımlayıcısıdır. ‘Us’ belki içinde bulunulan gidişatı idrak edip böyle bir gidişatta hangi eylem cinslerinin yapılması gerektiğini ayır edebilir. Ancak us atıldır ve bireyi eyleme yöneltmez. Anlamcı pozitivizmin, her türlü̈ bedel yargısının, bu arada terbiye yargılarının da olguları değil, şahsın duygulanımlarını gösterdiği, bu nedenle öğrenişsel olmadığı ve denenemeyeceği iddiasının terbiye felsefesindeki yansıması gidişatındaki duyguculuğun en ehemmiyetli temsilcileri Language, Truth and Logic’dir. Duyguculuk, edebi bir duygu söylemesine indirgemekle kanaat etmez, aynı zamanda bu duygu söylemelerinin karsıdaki bireyi ikna etmeye müteveccih olduğunu da söylemektedir. Kaide Koyuculuk Prescriptivism / Ahlâk Manacılığı; bu terim, bugünkü̈ anlamıyla İngiliz felsefeci R. M. Hare tarafından geliştirilmiştir. Hare geliştirdiği bu kuramla bir yandan, terbiye önermeleri ve yargılarının yalnızca duygu ve heveslerin ifadesi olduğunu ve şahısları ikna etme emeli taşıdığını kabul eden ve böylece terbiye felsefesine rasyonel bir esas sağlayamayan duygucu etik kuramını; öbür yandan terbiye yargılarının olgusal olduğunu ve emîr kalitesindeki neticelerin bu kaliteye sahip olmayan olgusal öncüllerden çıkarılabileceğini korunan natürelci etik teorisine tenkit etir. Hare’a göre terbiye meseleleri, çözüm bekleyen tavıŗ meseleleriyle alakalıdır. Bunlar dünyayı daha yaşanmaz, daha baskıcı ve daha devirici hale getiren, insanları birbirleriyle savaşmaya, hatta öldürmeye götüren meselelerdir ve ancak rasyonel ve neticeye müteveccih müzakerelerle çözülebilir. Ahlâkın rasyonelliği, ahlaki eylemlerimizin sebebinin rasyonel olması anlamına kazanç; ahlaki idrak rasyonel bir faaliyettir. Dolayısıyla ahlâk meseleleri hakkında rasyonel bir düşünce geliştirmek istiyorsak terbiye suallerinin anlamını anlamamız; bunlara verilen yanıtları ve ispatları, terbiye kelimelerinin anlamsal yapısında bulmaya çalışmamız gerekir. Böylece Hare’a göre etik, özünde mananın bir koludur. Kâinatsallaştırılabilme ise bir somut vaka hakkında verilen bir terbiye yargısının, eş tüm vakalar karsısında da verilebilmesidir. Buna karşılık kaide koyuculuk prescriptivity, ahlâk yargılarını betimleyici yargılardan ayırır. Terbiye yargılarının sahip olduğu bu iki şekilsel özellik, terbiye ispatlamalarının mana yoluyla yapılabilmesini sağlar.

Bu özellikleri de göz önünde bulundurularak terbiye yargıları hakkında üç̧ esas neticeye erişilebilir:

1. Terbiye yargıları kaide koyucu dil türündendir.

2. Öbür kaide koyucu yargılardan âlemselleştirilebilir olma özelliğiyle böler.

3. Bu yargılar arasındaki anlamsal ilişkilerin ortaya çıkarılması edepte rasyonelliği olası kılar. Normatif Etik Kuramları; ahlaki kavramlar ve yargılar üzerine yapılan betimleyici çalışmaların birbirlerine yönelttikleri anlamsal ve dilbilimsel argümanlara direndirilmişse de ananesel etik, normatif bir yaklaşım sergilemiştir. Betimleyici çalışmalar, anlamsal ve dilbilimsel yaklaşımlar ehemmiyetli olsa da etik için yeterli

Kavramlar-Kuramlar 4 Normatif, nasıl yasamamız gerektiğini bildiren ahlaki prensipleri araştırır, yaşamda son ve azami kıymete sahip olan şeylerin neler olduğunu tartışır, adaletli bir cemiyetin hangi unsurları kapsaması gerektiğini mütalaa eder, bir insanı ahlaken iyi kılan şeyin neler olduğunu sorgular. Kant’ın Ödev Etiği; Kant’a göre, insanın öğrenmesinde biri parasal, değişiği şekilsel olmak üzere iki unsur vardır. Bu öğrenme surecinde beş̧ duyumuzla elde edilen bilgilerin parasal unsur yanı gizeme usun ‘a priori’ formları da rol oynar. Kant burada, insan yaşamına bir emeļ tanımlayan, nezaketli eylemin de işte bu emele eriştiren eylem olduğunu iddia eden terbiye kavrayışlarını tenkit etmektedir. ‘İyi’, bir başka kıymete erişmek için ‘faydalı’ olan taşıţ olarak iyi ve kendisi bir bedel olan ‘kendinde iyi’, başka bir deyişle emeļ olarak iyi olmak üzere iki cinslidir. Kant’a göre ‘iyi gaye’ işte böyle bir iyi, ‘kendinde iyi’, ‘kendi başına İyi’dir. Yararcı Etik; Yararcılık, bir bakıma manifestosu sayılan “en fazla rakamda insanın azami mutluluğunu asıllaştırmaktır. Jeremy Bentham; etiğin kullanması gereken biricik usul gözlem olmalıdır. Gözlemi de fizikteki deneye benzeterek Bacon’un fizikte yaptığını etikte yapmak istemiştir. Bentham verimciliğin emelinin insan psikolojisiyle alakalı şu hakikatin ortaya çıkarılması olduğunu ileriye sürer. Tabiat insanı iki hükmedici efendinin idaresine vermiştir: Acı ve haz. Ne yapacağımızı tanımlamak kadar ne yapmamamız gerektiğine işaret etmek de yalnızca onlara düşer.” John Stuart Mill; terbiyenin esası mevzusunda terbiye felsefesi tarihinde iki esas görüşün ortaya çıktığını söyler. Bunlardan birincisine göre terbiye prensipleri ‘a priori’, ötekisine göreyse ‘a posteriori’dir. Kendisi bu görüşlerden ikincisini kabul etmektedir. Fazilet Etiği; Her iki meyilde de ortak olan ve dikkati sürükleyen özellik, bu kavgaların hiç̧ birinde kişilik kavramına yer verilmemesidir. Fazilet etiği, işte bu beceriksizliğin farkına varmış̧ ve terbiye felsefesinin emelini, farklı kişilik özelliklerinin terbiye üzerindeki tesirlerini incelemek olarak tanımlamıştır. Fazilet etiğinin esas suali “Ne yapmalıyım?” değil “Nasıl yasamalıyım?”, bir başka deyişle “Nasıl biri olmalıyım?” dır. Olağan Fazilet Etiği: Aristoteles; her sanat ve araştırmanın, aynı biçimde her eylem ve gayretin bir iyiyi hedeflediği düşünülür. Bu sebeple iyi, yerinde bir ifadeyle ‘her şeyin hedeflediği şey’ olarak belirlenmiştir. Aristoteles’e göre feylesoflar arasında, bu iyinin ‘mutluluk’ olduğu mevzusunda bir ihtilaf yoktur. Buna karşılık, mutluluğun bizatihi kendisinin ne olduğu mevzusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Aristoteles ise azami iyi dediği ‘mutluluğun’ bizatihi kendisinin ne olabileceğini inceler. Madem ki faaliyetlerimizin yöneldiği birden fazla emeļ vardır ve biz bunlardan bir kısmını değişiklerini elde etmede bir taşıţ olarak seçeriz, öyleyse bu emellerden hiçbirisi son değildir. Şayet tek bir son emeļ varsa işte bu bizim aradığımız ‘azami iyi’ olabilir. Aristoteles’e göre mutluluk, işte bu cins bir son emeldir. Çünkü öbür tüm iyileri veya emelleri, misalin hazzı, parayı, mevki ve makamı başka emeller için seçim ederken, mutluluğu yalnızca kendisi için seçim ederiz. Mutluluğun ne olduğu sualini, in- sanın emelinin ne olduğu sualini yanıtlayarak bulabiliriz. Modern Fazilet Etiği: Gertrude Elizabeth Margaret Anscombe; 1958’de yazdığı “Çağdaş Moral Philosophy” isimli yazısında, moderņ terbiye felsefesinde genel kabul görmüş̧ iki ananesine de Yararcılık ve Kantçılık yoğun tenkitler yöneltmiş̧, terbiye felsefesinin günümüzde, ancak Aristoteles’in fazilet etiğini yine gündeme getirmek suretiyle yapılabileceğini korunmuştur. Anscombe mevzubahisi yazısında üç̧ tez ileriye sürer: Gnamımızda terbiye felsefesi yapmak olası değildir. Zirä öncelikle, ‘gaye’ veya ‘ödev’ gibi terbiye felsefesinin esas kavramlarını açıklama edecek bir felsefi psikoloji geliştirilmelidir. Ancak ondan sonra felsefeciler terbiye felsefesine yönelebilirler. Ahlaki ‘mükelleflik’, ahlaki ‘ödev’, ahlaki ‘doğru’ ve ahlaki ‘yanlış̧’ gibi kavramlar terk edilmelidir. Bu kavramlar, etik tarihinin erken yarıyıllarından kalma kavramlardır ve bundan böyle varlıklarını sürdüremezler; hatta bağlamları dışında kullanıldıkları için hasarlıdırlar da. Dolayısıyla ‘mükelleflik’ veya ‘ödev’ gibi ‘yasa’ ve ‘yasa koyucu’ görüşü gerektiren kavramlar, ettiğin esası olamaz. Fazilet etiği öncelikle, edebi öznel seçimlere veya usun soyut prensiplerine direndiren öbür çağdaş etik kuramlarının tersine, daha somuttur; çünkü terbiyenin esasını insan tabiatında veya muhakkak bir kültürün tarihsel gelişimi içerisinde ortaya çıkan hadiselerde bulmaya çalışır. Bedeller Etiği Fenomenolojik Etik; XIX. asrın sonunda Edmund Husserl 1859-1938 tarafından ortaya konan fenomenolojiden büyük miktarda esinlenen kıymetler etiği, fenomenolojik-ontolojik bir etik kuramıdır. Normatif etik- meta-etik tasnifinde basitçe bir yere oturtulamayacak kıymetler etiği, her iki etik yaklaşıma da uygun görüşlere sahiptir. Bununla beraber kıymetler etiği de tıpkı Kant’ın ödev etiği gibi etiğin esas meselesinin ahlaken doğru eylem olduğunu kabul eder. Bedeller etiğinin tenkidinin amacı gerçeğinde Kant’ın insan kavrayışıdır. İnsan, Kant’ta mutlak us sahibi varlık olarak ele alınır. Hâlbuki insanın bir de duygu dünyası vardır. Dolayısıyla “us varlığı” olduğu kadar, hatta ondan daha evvel bir “duygu varlığı” olduğu teslim edilmelidir. İnsanı öncelikle bir “duygu varlığı” olarak görmenin natürel neticeyi, nezaketi de insanın işte bu istikametiyle açıklama etmektir.

Son güncelleme